Turkish Football

Türk Futbolu Üzerine Düşünceler...

30 Kasım 2006

Fenerbahçe-Galatasaray Maçı

Bir Fenerbahçe - Galatasaray maçının öncesindeyiz yine. Daha önceki derbi maçlarından önce yazdığımız yazılarda belirttiklerimiz yine gerçekleşmeye başladı. Belki nedenleri değişiyor ama Galatasaray'ın maçtan önce favori gösterilmesi değişmeyen bir durum. Fenerbahçe'nin İspanya'dan yorgun dönecek olması, Galatasaray'ın 3 puana daha çok ihtiyacının olması ve şike-teşvik primi iddialarının tartışılmasının Fenerbahçe'yi kötü yönde etkileyecek olduğu varsayımını Galatasaray'ın favori ilan edilmesinin dayanakları olarak belirtebiliriz.

Fenerbahçe 2000-2001 sezonundan bu yana 6 senedir kesintisiz ve aralıksız olarak Şükrü Saracoğlu'nda Galatasaray'ı mağlup ediyor. Böylesi bir istatistik bile Galatasaray'ın favori ilan edilmesini destekleyen bir malzeme haline getirilebiliyor. Gerets, Galatasaray'ın mağlubiyetlerinin çokluğunun olasılık hesabında Galatasaray'ı daha şanslı kıldığını açıkladı bir gazeteye.

Sonuçta bir futbol maçı oynanacak ve çok küçük detayların bile önemli sonuçlara yol açtığı bir spor dalıdır futbol. Dolayısıyla burada yapacağımız, tarafgir bir tutumla temennilerimizi tahmin olarak sunmak değil, bir karşılaştırma ve değerlendirmedir.
Fenerbahçe'de teknik direktörle futbolcuların uyumunun son maçlarda ancak gerçekleşmeye başladığını gözlemliyoruz. Sezon başında bu yönde önemli eksiklikler yaşadı Fenerbahçe. Bunun başlıca nedenleri Zico'nun teknik direktör olarak Avrupa futboluna yabancı olmasıydı. İlk maçlarda defansif anlamda sıkıntılar yaşanmasının ve takımda mücadele eksikliğinin gözlenmesinin nedenleri bu mentaliteyle yapılan yanlış kadro tercihleriydi bana göre. İkinci yarının ilk haftalarına kadar bu durum kısmen de olsa böyle devam edebilir. Dolayısıyla birinci dezavantajı budur Fenerbahçe'nin Galatasaray derbisinde.

Fenerbahçe için diğer önemli handikap da kaleci Volkan'ın ne zaman ne yapacağının belli olmamasıdır. Bu güvensizlik sadece cezasahası içinde yaşanacak pozisyonlar için değil oyunun kurgusuna da yansıyabilecek bir faktördür. Defans oyuncusu geripas yapmaya çekinirse hata yapma riski de artar.

Fenerbahçe'nin kadro yapısının çok önemli bir avantaj olduğunu düşünüyorum bu maçta. Lig başlarken ilk 11'in değişilmez oyuncuları olan Rüştü, Ümit ve Kerim'in yine 11'e girer girmez Selçuk'un sakatlıklarının tartışılmamasının nedeni Fenerbahçe'nin kadro zenginliğidir.

Diğer futbolcuları kısaca değerlendirecek olursak; Lugano, çekingenliğini atmaya başladı, ilk maçlarında yaptığı riskli hareketleri son maçlarda pek tekrarlamıyor, Edu ve Önder ile de uyumlu olmaya başladı.

Edu ise V. Manisaspor deplasmanında yaptığı önemli hatanın dışında ortalama bir performansı geldiğinden beri sergiliyor.

Önder, ilk maçlarda 11'de yer almamanın da hırsıyla mücadeleci ve sağlam oynuyor son maçlarda.

Uğur, alternatifsiz olmanın özgüvenini yaşamaya başladı, Kaptan Ümit'in sakatlanmasıyla. Trabzon maçında çok önemli kritik müdahalelerde bulundu ancak tek dezavantajı gençliği.

Deniz, takıma girdikten sonra defansı rahatlattı. oyun kurarken çok düz oynaması enerjisini olumlu kullanmasını sağlıyor ve defansif anlamda da çok yararlı oluyor. Aurelio'nun tabi ki oynaması lazım ama Deniz'in alternatifi olarak değil bence.

Appiah ise ligin başında çok kötü olan performansını orta seviyeye getirmiş durumda. Attığı golleri tabi ki alkışlıyoruz ancak ondan beklenen daha çok ortasahada hem defansif hem de ofansif anlamda etkili olması.

Alex, takımda kendisinden başka pres yapmayan futbolcunun bulunmaması durumlarında etkili olabilecek bir futbolcu. Tümer ile ya da Deivid ile birlikte asla oynamamalı.
İç sahada zaten çok etkili olan Alex'in Galatasaray maçında da bu kurguyla önemli işler yapabileceğini düşünüyorum.

Tuncay'ın sakarlıklarından bir an evvel kurtulması gerekiyor. bu kadar yetenekli, enerjik, sahada koşmadık yer bırakmayan bir futbolcunun basit hatalar yapmaması lazım. Bu konuda Zico'ya da çok iş düşüyor. Cezasahası içi ve yakınları dışında ekstra işler yapma isteğini törpülemek gerekiyor Tuncay'ın. Topuk paslarını, estetik ara paslarını ortasahada riskli bölgelerde asla yapmamalı. bu da öğrenilecek birşey diye düşünüyorum, özellikle de zekası gözlerinden okunan Tuncay için.

Mehmet Yozgatlı, Türkiye'de bir zamanlar çokça olan ancak günümüzde çok bulunmayan stilde bir futbolcu. Rıdvan Dilmen, Metin Tekin, Arif Erdem ve Trabzonsporlu Orhan gibi süratli, kanatları iyi kullanan ve iyi asistler yapabilen bir futbolcu. Bu meziyetlerinin yanında çok da iyi şutör. Tek dezavantajı özgüven eksikliği. Fenerbahçe'de hiç bir zaman uzün süre ilk 11'de oynayamaması da bu duruma neden olmuş olabilir. Çok iyi motive edilir ve top kaybetmekten korkmazsa özellikle deplasmanlarda çok yararlı olabilir.

Kezman, Fenerbahçe'de oynadığı ilk maçlarda sırıtan maç eksikliği problemini aşmış durumda. Kalitesi tartışılmayacak bir futbolcu. İstekli olduğunu da mücadeleciliğinden anlayabiliyoruz. Dolayısıyla Fenerbahçe için mutlaka yararlı olacaktır. Skora doğrudan etki edebilir ya da boşalttığı alanlarda Alex, Appiah ve Tuncay gibi futbolcuların etkili olmasını sağlayabilir. Kezman gibi dünya starı oldukları halde Türkiye'de oynamayı seçen futbolcuları Türk futbolunun aktörleri el üstünde tutmalıdır, daha önce Hagi'yi tuttukları gibi. Anelka ve Ortega'ya yapılanların zararı Türk futboluna olmuştur.

Galatasaray'a gelecek olursak; Galatasaray, kendi sahasında baskılı bir futbol ortaya koyabilen ancak deplasmanlarda iyi futbol oynayamayan bir görüntüde. Turkcell Süper Liginde ve Şampiyonlar Liginde şu ana kadar oynadığı 11 deplasman maçında sadece 2 galibiyeti var. Bu da takım savunmasındaki zaafların neden olduğu bir durum.

Galatasaray, futbolu iki yönlü olarak oynayabilen futbolcuların az olduğu bir takım. Sabri, Cihan, İnamoto, Orhan Ak, Tomas ve Song gibi futbolcuların ofans katkısının azlığı dikkat çekerken, Ümit Karan, Hasan Şaş, Arda Turan ve İliç gibi oyuncuların da defansif özellikleri ve çabaları pek yeterli değil gibi görünüyor. Sadece Ayhan ve Okan iki yönlü oyuncular olarak görünüyor takımda.

Galatasaray'ın diğer bir dezavantajı da ilk onbirin sürekli değişiyor olması. Özellikle deplasman maçlarında özgüven çok önemlidir. Yapacağı bir hatayla kendisini kenarda bulacağını düşünen ya da sonraki maçlarda oynamayabileceğini düşünen bir futbolcunun sinir harbi şeklinde geçen deplasman maçlarında başarılı olması çok güçtür.

Galatasaray'ın avantajlarını düşündüğümüzde aklımıza ilk gelen Mondragon'un kalede olmasıdır. Her ne kadar Şükrü Saracoğlu performansı çok parlak olmasa da ekstra işler yapabilen, zor pozisyonlarda önemli kurtarışlar yapan bir kaleci Mondragon. Defans ile iletişimi, baraj kurulurken ve kornerlerde ceza sahasını iyi kontrol etmesi önemli avantajı olarak görünüyor Galatasaray'ın.

Song-Tomas'ın uyumu ve kalitesi de bu tür zor maçlarda öne çıkabilen avantajlardan. Song sinirlerine hakim olur, Tomas da bazen nükseden sakarlıklarını bu maçta yapmazsa Galatasaray Şükrü Saracoğlu'nda direnç gösterebilir.

Diğer önemli avantaj da Ümit Karan'dır Galatasaray için. Mücadelenin doruk noktaya çıktığı böylesi derbilerde oluşacak karamboller skoru tayin edebilmektedir. Ümit Karan, Türkiye'de karambollerde en etkili futbolcusudur tartışmasız. Galatasaray da bu maçta Ümit'i kullanmak isteyecektir. Çünkü böyle önemli maçlarda oyuna hükmedebilme şansı mevcut kadrosuyla mümkün gözükmüyor.

Sonuç olarak, saha ve seyirci faktörünün de etkisiyle Fenerbahçe'nin daha etkili olacağı bir maç öngörmekteyiz. Her ne kadar Galatasaray favori ilan ediliyor ve Polat'ın saatine göndermeler yapılıyor olsa da...

Tabi, ligin ilk 15 haftasında Fenerbahçe için en önemli faktör olan hakemlerin performansını da düşünmek lazım. Ligin en çok gol atan, en fazla galip gelen, en çok pozisyon bulan takımının henüz penaltı atmadığını görüyoruz. Pozisyonunuz yoksa penaltı mı verilir sorusunun cevabını da vicdanlara bırakarak hakem konusunda bir tahmin yapmak istiyorum. Bu tahmini şöyle bir mantık yürütmeyle yapacağım; Haluk Ulusoy bu maça kimin tayin edilmesini ister? Bence Selçuk Dereli... Sizce? Bunu da beraber göreceğiz.

Turkish Football

Turkish Football

13 Aralık 2005

Medyada Ezeli Rekabet!

Pazartesi akşamı elimde kumanda kanallar arasında gezinirken spor programlarını bölüm bölüm izleme fırsatım oldu. Sıradan bir olaydı futbol tartışılan programlarda takılıp kalmam benim için. Ancak bu kez sıradan olmayan hissettiklerimdi. Oldukça keyifsiz gelmişti o akşam spor programlarındaki tartışmalar. Bir karamsarlık ve matem havası vardı sanki spor kamuoyunda. Bunun nedenini düşündüğümde kendime göre bazı çıkarımlarım oldu.

Yine Fenerbahçenin ağırlık koyduğu bir lig ve yine matem. Türk futbolunun önemli bir düşüş yaşadığı, futbol dünyasının çirkinlikler içine hapsolduğu, federasyonun rezilliği, hakemlerin tarihinin en kötü günlerini yaşadığı konuşuluyordu. Mesut Yılmaz'ın Başbakan, Mehmet Ağar'ın İçişleri Bakanı ve Haluk Ulusoy'un Federasyon Başkanı olduğu dönemlerde tartışılmayan futbol etiğimiz bugünlerde ziyadesiyle gündem malzemesi oluyordu. Galatasaray'ın lige ağırlık koyduğu hiçbir sezonda tartışılmayanlar yine Fenerbahçe zirvedeyken tartışılmaya başlamıştı.

Sanem Altan'ın Levent Bıçakçı ile yaptığı röportajda Federasyon Başkanı Fenerbahçe lehine yapılan hakem hatalarının(!) seçime gidilmesinin nedenlerinden olduğunu itiraf ediyor! Bu yaklaşımın samimi olmadığı gibi marazi olduğu da aşikardır. Kimse, pozisyonlar hala tartışıldığı ve kimin lehine ya da aleyhine olduğu herhangi bir şekilde sabit olmadığı halde, hakemlerin Fenerbahçe aleyhine hakem hataları yapmaları sonucunu doğurabilecek açıklamaları federasyon başkanının neden yaptığını tartışmıyor. Şimdi, Fenerbahçe lehine hakem hataları olarak gündeme taşınan pozisyonları birlikte hatırlayalım ve Levent Bıçakçı ne kadar haklıymış görelim.

Konyaspor maçında Anelka'nın faulle ve/veya elle attığı gol, Nobre'nin Rize Maçında eliyle önüne alıp ardından attığı gol, Gaziantep maçında son dakika penaltısı ve son olarak da Volkan'ın cezasahasının dışında olduğu iddia edilen topa elle müdahalesi. Konyaspor maçındaki bariz hakem hatasının tartışılacak bir tarafı yok. Ancak aynı maçta söz konusu pozisyondan önce iki kez cezasahası çizgisinin hemen dışında verilmediği iddia edilen Fb lehine pozisyonlar ve cezasahası içinde net bir şekilde Anelka'nın yere indirilmesi neden unutuluyor!

Ç.Rize maçında Nobre'nin topu eliyle taşıdığını televizyonlarda izleyen bizler dahil olmak üzere ne Rizeli futbolcular ne de teknik heyeti görebildi. Pozisyona hiç bir itiraz olmadı. Pozisyon defalarca ve farklı açılardan gösterilince Nobre'nin topu eliyle taşıdığı ancak anlaşılabildi. Aynı maçta FB aleyhine verilen penaltının haksız olduğu ise bütün yorumcular tarafından kabul edilirken bugün tartışılmaya değer bulunmuyor. Unutulmamalı ki; FB yediği penaltı golü ile 1-0 yenik duruma düşmüştü Rize maçında. Hakem illa tartışılacaksa rakip futbolcuların bile göremediği bir pozisyondaki hatası ile değil verdiği penaltı kararı ile tartışılmalı.

Gelelim G. Antep maçına; çıplak gözle izlediğim maçlardan biriydi FB-G.Antep maçı. Maçın sonuna kadar sayısız fırsattan yararlanamayan bir Fenerbahçe ve oyunu kendi sahasında kabul eden ve iyi de mücadele eden bir G.Antep vardı o gün sahada. Maçın sonu gelmiş ve artık FB'nin sahasında 2 puan kaybettiği tribünlerce de neredeyse kabul edilmişti. Derken o konuşulan pozisyon geldi. G.Antep'li futbolcu oldukça gereksizce Alex'in üzerine doğru dengesiz bir şekilde geliyor ve rakibini yere indiriyordu. Alex'in açısı dardı, topla hareketli değildi, topu kontrolüne alma çabası içindeydi, G. Antep'li futbolcu acemice davranarak rakibine penaltı yapmıştı. Tribünlerde maçı izlerken oluşan bu düşüncenin doğruluğunu, aynı akşam televizyonlarda maç özetini izlerken de gördüm. Bir G. Antep'li ya da G.Saray'lı olarak "tüh be! ne gerek vardı orada penaltı yapmaya!" diyebilirsiniz ama penaltı değildi asla! Volkan'ın Erciyes maçında yaptığı elle müdahaleye gelince; Volkan, cezasahası içinde topa elle müdahale ediyor. Bu müdahale 1 saniyeye yakın sürüyor. Tartışılan müdahalenin bir kısmının cezasahası dışında olma iddiası. Hakemler için dünyanın neresinde olursa olsun çözülmesi çok zor olan bir pozisyon. Futbol tarihinde tartışması sürecek pozisyonlardan biri. Bir hakemi böylesi güç bir pozisyonda kasıtla itham etmek ne kadar mantıklı olur buna siz karar verin!

Ve Fenerbahçe'nin spor basınımızca tartışılmayan(nedense) pozisyonlarından bir kaçını hatırlayalım. Seyircisiz oynanan ve 2-2 beraberlikle biten Diyarbakır maçında Diyarbakırlı oyuncu FB yarı alanının solunda cezasahasına girerken topu kontrolünde tutan Serkan'ı arkadan iterek yere düşürüyor, (hakem faulü vermiyor) ve boşta kalan topu cezasahasında boş pozisyonda bulunan D.Bakırlı futbolcuya çıkarıyor ve skor 2-0 oluyor. O dakikalardan sonra atılan 2 gol ancak beraberliğe yetiyor. FB-BJK maçında FB 1-0 üstün durumda iken BJK'li bir futbolcu Nobre'yi gole giderken düşürüyor ve hakem devam diyor. Futbol kuralları çerçevesinde Faul ve kırmızı kartla cezalandırılması gereken pozisyon es geçiliyor. FB-Kayseri maçında FB'nin, yorumcuların 1 tanesini tartışmasız penaltı olarak nitelendirdiği, 3 penaltı pozisyonu es geçiliyor ve ancak 75.dakikada Alex'in frikik golüyle FB öne geçiyor ve ardından skoru 3-0'a getiriyor. Yine tartışılan FB-Trabzon maçında Fatih'in penaltısının verilmediği söylenirken TS cezasahası içinde iki kez, birbirine benzer pozisyonlarda, Nobre'nin topa vurmak üzere iken itilerek engellenmesi ve TS cezasahası çizgisinin hemen dışında verilmeyen iki net serbest vuruş pas geçiliyor.

Gelelim, ne hikmetse, gündeme hiç getirilmeyen G.Saray lehine hakem hatalarına. Deplasmanda oynanan Ankaragücü maçının son saniyelerinde Ümit Karan'ın kaleciyi faullü olarak yere indirdikten sonra(bu konuyu MHK Başkanı bizzat ifade etti) golü atıyor ve G.Saray bu golle üç puana ulaşıyor. Ç.Rize deplasmanında Altan cezasahasında depar halindeki Rize'li futbolcuyu arkadan net bir şekilde itiyor ancak hakem penaltıya hükmetmiyor.(Ahmet Çakar bu pozisyon için; bu pozisyonu başka açıdan izlemeye falan hiç gerek yok bariz penaltı demişti.) Ve G.Saray sahadan galibiyetle ayrılıyor. Ankaraspor deplasmanında Ümit Karan, önündeki defans oyuncusunu iki eliyle iterek yere düşürüyor ve dolayısıyla top önüne düşüyor, 3 metreden topu ağlara gönderiyor. Ve G.Saray maçtan 2-1'lik galibiyetle ayrılıyor.

Beşiktaş maçında GS 2-1 mağlupken rakip cezasahası içinde İbrahim Toraman ile mücadelesinde rakibinin faulle karışık markajına tekme, küfür ve boyunduruk ile karşılık veriyor. Futbol kurallarına göre İbrahim'in sarı Ümit Karan'ın ise kırmızı kart görmesi gerekiyor. Ancak karar iki futbolcuya da sarı kart. Pozisyondan iki dakika sonra Ümit Karan İliç'e asist yapıyor, skor 2-2 ye geliyor ve bir dakika sonra da 3-2 Galatasaray öne geçiyor. Gollerin geldiği dakikalarda İbrahim Akın'ın sakatlığı var, 4. hakem oyuncu değişikliğine izin vermiyor ve 10 kişiyle oynadığı dakikalarda BJK iki gol yiyor. Ve yine yorumcuların birleştiği bir konu; G.Saray'a birisi kırmızıya dönmesi gereken 3 sarı kartın gösterilmemesi. Özellikle Song'un birisi K.Erciyes deplasmanı olmak üzere en az 3 maçta yaptığı doğrudan kırmızı kartlık pozisyonlar ise zaten çoktan unutulmuş durumda.

Fenerbahçe ile ilgili yapılan hiç bir tartışmada olumlu özellikler öne çıkarılmazken olumsuz gelişmeler ekseninde gündem oluşturuluyor. Fenerbahçe'nin tesisleşme yönündeki inkar edilemez çalışmalarını, önceleri yıldız çöplüğü olarak nitelenmesine neden olan yaşlı futbolcuları transfer etme politikasından vaz geçerek ve riskleri göze olarak ümit milli futbolcuları uzun vadeli politikalar güderek transfer etmesi(serkan, deniz, önder turacı, selçuk, kemal, mehmet yozgatlı, tuncay, volkan, servet, kaleci serdar), yabancı transferlerinde kalitesi tartışılmayan genç isimleri transfer etme yoluna gitmesi(anelka, appiah), 3 yıldır kondisyonu en yüksek takım olma özelliğini sürdürmesini sağlayan teknik ekiple bütün eleştirilere rağmen istikrar adına birlikte çalışmaya devam etmesi, 2 yıl Türkiye liginde şampiyon olduktan sonra 3. yılında şu ana kadar 16 maçta 13 galibiyet ve 3 beraberlik alarak lig tarihinin en iyi dönemini yaşaması(bu maçların içinde BJK ve GS deplasmanlarında alınan galibiyetler de var) konuşulmuyor ancak Avrupadaki performansı ve ligde lehine gerçekleşmiş bazı hakem hataları gündemden hiç düşürülmüyor.

Daha önce bir yazımda da belirttiğim gibi medyada gündem oluşturmada bir taraf oldukça mahir. BJK ve TS'nin erken koptuğu ve FB-GS mücadeleleriyle geçen bütün sezonlarda olduğu gibi bu sezonda da tarihinin en kötü dönemini yaşamasına rağmen Galatasaray lobisi medyada ağırlığını hissettiriyor. Çoğunluğu eski GS'li futbolculardan oluşan yorumcu taifesinin Daum'un başarısız olduğunu öne sürerek gönderilmesini istemelerinin gerçek nedenini medyanın bütün yönlendirmelerinden sıyrılarak berrak bir zihinle lütfen düşünün! Önemli olan Avrupa'da başarı olmak sloganını, Fenerbahçe'nin Avrupa'da başarılı olmasını gerçekten istedikleri için mi yoksa yükselme trendinden olan ezeli rakiplerinin yine karışık bir döneme girmesini istedikleri için mi ısrarla dillendiriyorlar?

Bir taraf elindeki Ribery gibi kaliteli bir futbolcuyu parasını ödeyemediği için elinden kaçırırken diğer taraf Anelka ve Appiah gibi dünya starlarını kadrosuna dahil ediyor, yine bir taraf 1997 den beri stad yapacağız diye taraftarına söz verip sözünü yerine getiremezken diğer taraf ülkenin en modern stadını taraftarına sunuyor. Ve bütün bu somut göstergelere rağmen gündem doğruları yapan tarafın aleyhine oluşturuluyor.

Medya, sporun bir eğlence olduğunun farkına varmalı! Doğruyu alkışlayıp, yanlışı yermeli, kimin tarafından yapılırsa yapılsın! Ve sporseverlerin, en azından takımları başarılı olduğunda, sevinme ve takımlarını destekleme hakkına saygı duymalı!

Galatasaray'ın UEFA kupasını almasını ve ligde üst üste 4 sene Şampiyon olmasını sağlayan başlıca faktör sportif anlamda doğruları ve istikrarı ısrarla sürdürmesiydi. Galatasaray'ın başarılı sürecinin özellikle son 2 yılında oynadığı futboldan zevk almıştık. Ancak medya da bunu engelleyecek karamsar bir havanın oluşturulduğunu da hiç hatırlamıyorum. BJK'nin 100. yılında şampiyon olduğunda da bu durum geçerli. Bu anlayışı sırf rakip olduğu için Fenerbahçe'den esirgemek en hafif tabirle haksızlık olacaktır.

Lütfen öncelikle rakiplerimize saygı duyma konusunda ve spor anlayışımızda sınıf atlamayı hedefliyelim! Stadlarımızı gerçek futbolseverlerle doldurmanın başka bir yolu yok çünkü!

24 Kasım 2005

Fenerbahçe-AC Milan: 0-4

"Eksiklerine rağmen Fenerbahçe başarılı olabilir mi?" sorusunun yanıtı malesef "hayır" oldu. Dün gece oynanan maç için ayaklarım bir türlü çekmemişti beni Şükrü Saracoğlu'na. Ancak rakip kaleye de futbolcuların ayaklarının bu kadar yabancı ve isteksiz kalacağını da düşünmüyordum. Deplasmanda oynanan Shalke 04 maçındaki dağınık futbol ve o maçın ardından grupta Fenerbahçe için oluşan olumsuz tablonun sanırım bunda önemli bir payı vardı.

Shevchenko-Servet karşılaşmaları, Fenerbahçe için dramatik ancak hem Şükrü Saracoğlu Stadyumu hem de Türk Futbolu için çok da yabancı değildi. Ukrayna-Türkiye maçında da yenilgimizin önemli nedenlerinden olan bu ikilinin eşleştirilmesinin tekrarı başrollerini Shevchenko'nun oynayacağı bir filmin finalinde 'jön' ün performansıyla izleyiciyi etkilemesi için yazılmış bir senaryo doğrultusunda olabilirdi belki ama bir futbol maçında teknik direktörün taktiği asla olmamalıydı. Evet, Shevchenko'nun gol atması için bu maçta neler yapılmalı diye bir beyin fırtınası yapılmış olsaydı en önce akıllara gelecek fikir; "bu maçta Servet mutlaka oynamalı!" olurdu. Malesef öyle de oldu.

Fenerbahçenin eksik bir kadro ile Milan maçını kaybetmesi sürpriz sayılmamalı ancak gerekli mücadeleyi yapıp yapmadığı mutlaka sorgulanmalı. Fenerbahçenin zorluk derecesi bu denli yüksek bir maçta gördüğü tek sarı kartın 83. dakikada skor 4-0'ken bir orta saha mücadelesinde gereksiz bir hareketle Deniz tarafından olması oldukça düşündürücü. Aynı gece oynanan Real Madrid - Lyon maçında maçın başlangıç döneminde ikinci turu garantilemiş Lyon takımının neredeyse ortasahası ve defansının tamamı sarı kart gördü. Lyon maçın başından itibaren kararlı bir şekilde kalesine gelen Real Madridi böyle durdurdu. Bütün bu kartlara rağmen golü kalesinde gören Lyon, Real'in yorulmasından sonra da Carew ile skoru eşitledi ve istediğini alarak evine döndü. Fenerbahçe-AC Milan maçında ise misafirperverlik duygusu taraftarla sınırlı kalmayıp sahadaki futbolculara da yansıyınca sonuç kaçınılmaz oldu.

Fenerbahçe, Turkcell Süper Liginde oynadığı maçlarda oyunun istediği dönemlerinde sahaya bütüncül futbolunu yansıtabiliyor. Özellikle bu sezon bunu rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. Ancak Avrupa için bu söz konusu olmuyor. İki kulvar arasındaki kalite farkına genç ekibin özgüven eksikliği de eklenince böylesi sonuçlar alınabiliyor. Bunu aşmak da takımda Alex-Anelka ve Appiah kalitesinde başka yabancıların da transferiyle ancak mümkün olacaktır. Luciano, Nobre ve daha iyisi bulunursa Aurelio gönderilip yerlerine uluslararası tecrübeye sahip oyuncular transfer edilerek Fenerbahçe'nin Avrupada performansı arttırılabilir. Yerli oyuncuların en iyilerini zaten her zaman Fenerbahçe'nin transfer edebildiği ve zaten kadrosunda bulundurduğu yerli oyuncuların neredeyse tamamının milli futbolcular olduğu gerçeği de bu görüşü destekleyen en önemli unsurdur.

Avrupada oynanan maçlarda futbolcuların deneyimlerini arttırmalarının yanı sıra teknik ekibin ve yönetimin de deneyimlerini arttırmaları ve çıkardıkları dersler konusunda ciddi anlamda çalışmaları gerekmektedir. Yönetim, özellikle yabancılarının tamamını belli bir kalite standartına çekmeli ve teknik yönetim ise Türkiye'de modern futbolu en iyi algılayan hocaların başında gelen Ersun Yanal'ı dikkatle incelemeli bence. Gençlerbirliğinin Ersun Yanal ile Avrupada oynadığı maçları bir düşünün. Kadro kalitesi olarak Fenerbahçe ile asla mukayese edilemeyecek bir takıma nasıl bir futbol oynattığı ve aldığı neticeler tekrar hatırlanıp analiz edilmeli. Burada Ersun Yanal Fenerbahçe'nin başına gelmeli sonucuna varmak değil niyetim çünkü Türkiye'de hem medya hem de Fenerbahçe camiasının politik yapısı bunun için uygun değil. Fenerbahçe'de teknik direktörlük yapmak hem teknik hem de politik beceri gerektirmektedir. Bunu becererek uzun süre Fenerbahçe'nin başında kalabilen tek isim de Cristoph Daum'dur. Bunu eleştiri değil bir tespit olarak vurgulamak istiyorum.

Fenerbahçe, Avrupada kalesinde az pozisyon gören mücadeleci bir anlayışla ancak başarılı olabilir. Yenildiğinde 1-0 ve yendiğinde de 1-0 lık skorları, 0-0'lık beraberlikleri daha çok görmeye başladığımızda Fenerbahçe'nin oyun sistemi açısından doğru yönde ilerlediğini düşünmeye başlayabiliriz.

Gelelim Galatasaray-Fenerbahçe maçına; önceki yazımda Galatasaray'ın medya tarafından favori ilan edileceğini öne sürmüştüm. Milan hezimetinin de bu ortamın oluşmasını destekleyeceğini düşünürsek artık hiç şüphem kalmadı. Geçmiş yıllarda G.Saray-Fenerbahçe maçları özellikle de Avrupa kupası maçlarının ardından gelince çok ilginç sonuçlar doğurabiliyordu. Fenerbahçe'nin Sigma'ya açık farkla mağlup olması ve Galatasaray'ın E.Frankfurt'u iyi döneminde elemesinin hemen sonrasında yapılan Galatasaray-Fenerbahçe maçı A.Samiyen'de Fenerbahçe'nin 1-0'lık üstünlüğü ile kapanmıştı. Çoğu zaman olduğu gibi "Sürpriz" bir galibiyet almıştı Fenerbahçe. "Çoğu zaman olduğu gibi Sürpriz" tanımlamasını önceki yazımı okuyanlar anlayacaktır, okumayanlara ise okumalarını öneriyorum. Önümüzdeki Galatasaray-Fenerbahçe maçı öncesi oluşan tablonun tek farkı ise Galatasaray'ın Avrupa kulvarını erken terketmiş olması.

Bakalım bu kez sonuç nasıl olacak? Favorimi kazanacak yoksa çoğu kez olduğu gibi sürpriz mi?

21 Kasım 2005

Galatasaray-Fenerbahçe Derbisi

Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür! Spor basınının yönlendirdiği spor kamuoyunun durumunu açıklamak için ne kadar da uygun bir söz. Biz, futbolcunun bir hatası ile hain, başarılı bir hareketiyle de kahraman ilan edildiği ülkenin futbolseverleriyiz. Bizde dün, dün bile değil bugün ise manipülasyondur.

Biz yaptığı planlamanın sadece kısa vadeli sonuçlara ve bugüne dair olduğu ile övünen milli takım teknik direktörüne övgü düzülen ulusal medyanın manipüle edilen okurlarıyız. Bizi inandırmak kolaydır. Son cümlede, "kandırmak" sözcüğünü onuruma dokunduğu için kullanamadığımı da ifade etmek isterim. 12 hafta boyunca belli bir sisteminin olup olmadığı ile ilgili en ufak bir yorum bile yapamadığımız, defansı ve ortasahasının koordinasyonsuzluğu nedeni ile kendi tarihinde rakiplere pozisyon verme rekorları kıran bir takımımızın ligin en iyi takımı olduğuna bir maçta ne de güzel inanırız-inandırılırız.

Sözünü ettiğimiz takım; Galatasaray...

İstediği hiçbir futbolcuyu alamayan, kadrosundaki futbolcularına ödemelerini yapamayan, liderken bile oynadığı futbol ve kadro yapısı tatmin edici bulunmadığı için taraftarlarınca yönetimi protesto edilen futbol takımımız olan Galatasaray...

Bizim kamuoyumuzu skorlar ilgilendirir ama yanlış anlamayın bugünkü skorlar... Sonuçlar bir göstergedir ve en önemlisidir ancak dünkü sonuç da bir sonraki maçın sonucunu kestirmemize olanak sağlayabilecek performanslar da topyekün ele alındığında önemlidir ve gerçekleri görmemizi sağlayabilir. 34 maçlık bir maratonda ne bir galibiyet tek başına şampiyonluğu getirir ne de bir mağlubiyet şampiyonluğun kaçması anlamına gelir.

Galatasaray, Ç.Rizespor'u 3-0'la geçince yine bir sanal gerçekliğin oluşturulmaya çalışıldığı açıkça gözlemlenmektedir. Galatasaray'ın Ç.Rizespor maçında iyi bir futbol ortaya koyduğunu varsayarsak bu futbolu neden sadece bir maçta gösterebildiği tartışılmaya değer değil midir? Ve de ölçü 13 maçın sadece biri midir, bir futbol takımını değerlendirmek için o biri en son maç olsa dahi!

Gazeteci-Yazar Cengiz Çandar, benim de katıldığım bir yorumunda Fenerbahçe - Galatasaray kıyaslaması yapmıştı.
Yazısında Fenerbahçe'nin her kafadan ayrı bir ses çıkan kaotik yapısıyla Türkiye'ye benzediği Galatasaray'ın ise bir cemaat kültürü ile topyekün hareket edebildiğini vurgulamıştı. Bu yorum bu hafta da bir örneğini yaşayacağımız Fenerbahçe-Galatasaray tartışmalarının öncesinde durumu analiz etmek için önemli bir argüman olacaktır benim için.

Fenerbahçe Spor Kulübü tarihinin en iyi dönemlerinde bile en yoğun eleştiriyi Fenerbahçeli olarak bilinenlerden almaktadır. Fenerbahçe'nin bir maçında gerçekleşmiş tartışmalı bir pozisyon için hep farklı sesler çıkmıştır camiasından. Birisi "penaltı" derken diğer bir Fenerbahçeli "penaltı değil" der, hakemi beğenenler, beğenmeyenler ve vasat bulanlar olarak da çeşitlilik gösterirler.

Oysa Galatasaray bir cemaat gibi hareket eder ve ağız birliği etmişçesine kamuoyunda gündem oluşturmayı her seferinde başarı ile gerçekleştirir. Fenerbahçeli yazarların Fenerbahçe lehine yapılan hataları yazarken Galatasaray lehine yapılan hakem hatalarında söz birliği edemediği açıkça gözükürken Galatasaray yazarlarının bunun aksini yaptığını sıkça görürüz. Rakip takım lehine yapılan hataları hep birlikte seslendirip takımı lehine yapılan hataları görmezden gelen yazarlar Galatasaray yazarlardır çoğunlukla.

Ç.Rize-Galatasaray maçında Galatasaray'ın cezasahası içinde Ç.Rize'li futbolcu Serkan'a Altan'ın arkadan yaptığı hareketi, Fenerbahçe-V.Manisa maçında Luciano'nun Meduna'ya yaptığını düşünün! Pazar akşamı yayınlanan bütün spor programlarında ve pazartesi yayımlanan gazetelerin spor sayfalarında gündem bu pozisyon olmaz mıydı! Evet bütün Galatasaraylı yazarlar topyekün hareket ederek, söz konusu penaltı pozisyonu çerçevesinde gündem oluşturup, haksızlığın sona ermesi gerektiğini bütün hiddet ve şiddetleriyle vurgulamazlar mıydı! Ve Fenerbahçeli yazarların bazılarından da yorumlarına destek görmezler miydi! Emin olun görürlerdi. Peki ya şimdi! Ne pozisyonu konuşan G.Saray yazarı görebiliyoruz medyada ne de Fenerbahçeli yazarlardan topyekün bir tavır.

Burada savunduğum iki taraftan birinin tavrı değil. Ya da ilkelerinden biri tarafsızlık olan medyanın mensuplarını, tarafları ya taraftarlıkları ne olursa olsun, ilkesizliğe yönlendirmek de değil niyetim. Ancak spor basınının durumunu da açıkça ortaya koymadan medyadaki yorumları analiz etmenin, spor haberleri ve yorumlarını mutlak doğru olarak kabul etmenin yanlışlığını ileri sürmek için yukarıda belirtilenlerin yeterli olacağını düşünüyorum.

Galatasaray-Fenerbahçe maçına kadar önümüzde yaklaşık bir hafta var. İki takım arasında oynanacak maç için medyada bir çok yorum yapılacak ve tahminler adeta havada uçuşacak. Ben öncelikle iki takımın gücünü ve performansını nesnel verilerle ortaya koymak ve sonrasında kamuoyu oluşturma adına medyada neler olup biteceği ile ilgili geçmiş deneyimlerime dayanarak öngörülerde bulunmak istiyorum.

Evsahibi Galatasaray, sezona önemli bir yıldızını kaybederek başladı. Frank Ribery, Galatasaray'a bir işadamının katkısıyla 2004-2005 sezonunun ikinci yarısında transfer edilmişti. Alacaklarının ödenmemesini ileri sürerek sorunlu bir şekilde takımdan ayrıldı. Kolombiyalı kalecesi Mondragon, zorlukla ikna edilerek kamp süresine yetişemeden sezon başında ancak gelebildi. Song'un dönmeme kararından güçlükle vazgeçirilerek sezon başında takıma katıldığını da hatırlamak lazım. Bütün bunların yanında, transferleri düşünülen Pires, İnsua ve Denilson gibi isimleri ekonomik yapısı elvermediği için transfer edemeyen Galatasaray, transferin son günlerinde Sırp İliç ve Çek futbolcu Marek Heinz'yi transfer etti. İliç ve Marek Heinz geride kalan haftalarda kimi zaman ilk 11'de görev yaparken kimi zaman yedek kaldılar ve yönetim de bu transferler yüzünden bir çok eleştiri aldı. Önceki sezonlarda yetersiz oldukları düşünülerek kiralık olarak gönderilen Ümit Karan ve Saidou da yeniden kadroya dahil edildi.

Fenerbahçe ise Juventus'tan defansif ortasaha oyuncusu olarak tanımlanan Stephan Appiah'ı 8,5 Milyon Euro'ya kadrosuna dahil ederek sezona başladı. Altyapısında yetişen ve daha sonra kiralık olarak çeşitli kulüplerde oynayan futbolcuları, Olcan, Can ve Gürhan, Bursaspor'dan transfer edilen kaleci Serdar ve Konyaspor'dan transfer edilen Zafer Biryol da diğer transferleriydi Fenerbahçe'nin. Appiah, gerek şampiyonlar liginde gerekse Turkcell 1. Liginde gösterdiği performansla olumlu eleştiriler almaya devam ediyor. Kadroya genişlik katmak amacıyla yapılan diğer transferlerin performansları ve katkılarını da önümüzdeki günlerde daha net görebileceğiz.

Galatasaray 32 puanı 10 galibiyet iki beraberlik ve bir mağlubiyetle elde ederek ligde ikincilik koltuğunda otururken UEFA Kupası ilk turunda Norveç'in Tromsö takımına elenerek Avrupa'ya veda etmişti. Fenerbahçe ise iki beraberlikle başladığı ligde üst üste 11 maçta galip gelerek 35 puana ulaşarak namağlup olarak liderlik koltuğunda oturmaya devam ediyor. Fenerbahçe, Şampiyonlar liginde ise yaptığı 4 maçta 4 puanı 2 mağlubiyet 1 galibiyet ve 1 beraberlikle aldı ve şu anda grubun sonuncusu. Fenerbahçe'nin grup lideri PSV'yi 3-0 la geçtiğini ve grubun en güçlü takımı olarak lanse edilen AC Milan'a da son 3 dakikada yediği iki golle mağlup olduğunu da unutmamak lazım.
Fenerbahçe Türkiye Kupasına ise deplasmanda Ankaragücü'nü yenerek iyi bir başlangıç yaptı.

Avrupada zorluk derecesi yüksek olan 4 maç yapmasına, önemli sayıda milli futbolcusunun da yer aldığı milli maç trafiğine rağmen bu maçların öncesinde ve sonrasında yaptığı yaklaşık 10 lig maçını puan kaybetmeden atlatmasının Fenerbahçenin kadrosunun gücü ve formu açısından olumlu bir gösterge olduğu inkar edilemez bir gerçektir. Fenerbahçe Spor Kulübü 8 yıldır aynı başkanla yönetilirken futbol takımının teknik direktörlüğünü de 3 yıldır aynı isim yapmaktadır. Fenerbahçe'de maç sonuçlarına da yansıyan futbol takımının kadro yapısındaki istikrarı sağlayan en önemli unsur da bu istikrarlı yapıdır.

Galatasaray ise UEFA Kupasında ilk turda elenerek bütün performansını lige yansıtma olanağına sahip olmuştu. Ligde oynadığı maçlarda hiç de azımsanmayacak puanlar almasına rağmen Avrupadan elenmesine de sebep olan futbol kalitesi ve yapılan transferlerin yetersizliği açısından özellikle taraftarlarınca yoğun protesto ve eleştirilere hedef olmuştu geride bıraktığımız haftalarda Galatasaray. Türkiye kupasında ise ikinci ligden Mersin İdman Yurdu ile kendi sahasında bir maç oynayan Galatasaray bu maçtan galibiyetle ayrıldı.

Bir tarafta istediği transferleri yapmış ve bundan sonrası için de istediği transferleri yapmaya muktedir olduğu düşünülen ve aldığı sonuçlarla da bu yorumları haklı çıkaran bir takım diğer yanda ise gerek performansı gerekse ekonomik durumu yüzünden kendi yöneticilerinin açıkladığı hedef isimleri transfer edememiş ve taraftarlarınca olumsuz eleştirilerle karşılaşan bir takım. Böyle bir tablo dünyanın neresinde ortaya çıkarsa çıksın yapılacak maç öncesinde favori bellidir. Her zaman favorilerin kazandığını iddia etmek futbolda cehaletten başka bir anlama gelmez ama çoğunlukla da kazanan favorilerdir. Söz konusu ülke Türkiye olunca ve maç da Galatasaray-Fenerbahçe maçı olunca favoriler kazanır demek güç tabi. Çünkü favori olan takımı belirlemek bizim kamuoyumuzda özellikle Galatasaray lobisince sanal gerçeklik temeline kolayca oturtulabiliyor.

Galatasaray-Fenerbahçe maçının sonucu ile ilgili değil de maç öncesi oluşacak kamuoyu ile ilgili benim öngörülerim. Galatasaray'ın Rize'de çok güzel bir futbol oynadığı, Galatasaray'ın çok güçlü bir forvete sahip olduğu, takımda ortasaha sorununun da artık çözüldüğü, defansının zaten Türkiye'nin en iyi defansı olduğu ve kalecisinin yetenekleri, futbolcularının birikmiş alacaklarının ödenme kararının alındığı ve böylece moral motivasyonlarının yükselmiş olduğu, Fenerbahçe'nin Milan maçında yorulacağı, Fenerbahçe'nin defansında hatalar yaptığı, Alex'in koşmadığı, Anelka'nın lig maçlarını ciddiye almadığı yorumları medyamızın dayanak olarak sunacağı gerekçelerden olacaktır Galatasaray'ın favori oluşuna.

Ç.Rize maçında gerçekleşen G.Saray lehine hakem hataları, Ç.Rize maçı öncesindeki 12 maçta sergilediği performans, UEFA kupasının en zayıf takımına elenişi, defansındaki Tomas'ın ligin başından bu yana gösterdiği formsuzluk, Song'un yaptığı ve hakem yorumcularının mutlak kırmızı kartlık olarak nitelediği sert müdahaleler, istenilen transferlerin yapılamayışı dolayısıyla baş gösteren kadro zaafı, futbolcuların alacaklarını alamaması ve bu yüzden takım içinde başgösteren huzursuzluklar, Fenerbahçenin kadrosunun gücü ve geride kalan haftalarda gösterdiği yüksek performans yorumları ise Galatasaray lobisinin değinmeyeceği ya da gözardı edeceği konular olacaktır.

Ve maç günü geldiğinde Galatasaray'ın favori olduğu sanal gerçekliği yine medyamıza egemen olacaktır...

Başarılı bir futbol takımı kurmak için; uzun vadeli planlama yapmanın, iyi futbolcular transfer etmenin, stad yapmanın, tesisleşmeye önem vermenin, iyi bir teknik direktörle çalışmanın, güçlü bir ekonomiye sahip olmanın ve bütün bunlarla birlikte istikrarlı bir yapıya kavuşmanın önemini unutup, Rize'de 3-0 galip gelmenin bütün sorunları nasıl çözdüğünü bu hafta hep beraber göreceğiz!

Tabi, er geç takke düşüp kel görünecek ama bu düzen de böyle gelmiş böyle gidecek...


Şakir SARI

web statistic