Turkish Football

Türk Futbolu Üzerine Düşünceler...

24 Kasım 2005

Fenerbahçe-AC Milan: 0-4

"Eksiklerine rağmen Fenerbahçe başarılı olabilir mi?" sorusunun yanıtı malesef "hayır" oldu. Dün gece oynanan maç için ayaklarım bir türlü çekmemişti beni Şükrü Saracoğlu'na. Ancak rakip kaleye de futbolcuların ayaklarının bu kadar yabancı ve isteksiz kalacağını da düşünmüyordum. Deplasmanda oynanan Shalke 04 maçındaki dağınık futbol ve o maçın ardından grupta Fenerbahçe için oluşan olumsuz tablonun sanırım bunda önemli bir payı vardı.

Shevchenko-Servet karşılaşmaları, Fenerbahçe için dramatik ancak hem Şükrü Saracoğlu Stadyumu hem de Türk Futbolu için çok da yabancı değildi. Ukrayna-Türkiye maçında da yenilgimizin önemli nedenlerinden olan bu ikilinin eşleştirilmesinin tekrarı başrollerini Shevchenko'nun oynayacağı bir filmin finalinde 'jön' ün performansıyla izleyiciyi etkilemesi için yazılmış bir senaryo doğrultusunda olabilirdi belki ama bir futbol maçında teknik direktörün taktiği asla olmamalıydı. Evet, Shevchenko'nun gol atması için bu maçta neler yapılmalı diye bir beyin fırtınası yapılmış olsaydı en önce akıllara gelecek fikir; "bu maçta Servet mutlaka oynamalı!" olurdu. Malesef öyle de oldu.

Fenerbahçenin eksik bir kadro ile Milan maçını kaybetmesi sürpriz sayılmamalı ancak gerekli mücadeleyi yapıp yapmadığı mutlaka sorgulanmalı. Fenerbahçenin zorluk derecesi bu denli yüksek bir maçta gördüğü tek sarı kartın 83. dakikada skor 4-0'ken bir orta saha mücadelesinde gereksiz bir hareketle Deniz tarafından olması oldukça düşündürücü. Aynı gece oynanan Real Madrid - Lyon maçında maçın başlangıç döneminde ikinci turu garantilemiş Lyon takımının neredeyse ortasahası ve defansının tamamı sarı kart gördü. Lyon maçın başından itibaren kararlı bir şekilde kalesine gelen Real Madridi böyle durdurdu. Bütün bu kartlara rağmen golü kalesinde gören Lyon, Real'in yorulmasından sonra da Carew ile skoru eşitledi ve istediğini alarak evine döndü. Fenerbahçe-AC Milan maçında ise misafirperverlik duygusu taraftarla sınırlı kalmayıp sahadaki futbolculara da yansıyınca sonuç kaçınılmaz oldu.

Fenerbahçe, Turkcell Süper Liginde oynadığı maçlarda oyunun istediği dönemlerinde sahaya bütüncül futbolunu yansıtabiliyor. Özellikle bu sezon bunu rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. Ancak Avrupa için bu söz konusu olmuyor. İki kulvar arasındaki kalite farkına genç ekibin özgüven eksikliği de eklenince böylesi sonuçlar alınabiliyor. Bunu aşmak da takımda Alex-Anelka ve Appiah kalitesinde başka yabancıların da transferiyle ancak mümkün olacaktır. Luciano, Nobre ve daha iyisi bulunursa Aurelio gönderilip yerlerine uluslararası tecrübeye sahip oyuncular transfer edilerek Fenerbahçe'nin Avrupada performansı arttırılabilir. Yerli oyuncuların en iyilerini zaten her zaman Fenerbahçe'nin transfer edebildiği ve zaten kadrosunda bulundurduğu yerli oyuncuların neredeyse tamamının milli futbolcular olduğu gerçeği de bu görüşü destekleyen en önemli unsurdur.

Avrupada oynanan maçlarda futbolcuların deneyimlerini arttırmalarının yanı sıra teknik ekibin ve yönetimin de deneyimlerini arttırmaları ve çıkardıkları dersler konusunda ciddi anlamda çalışmaları gerekmektedir. Yönetim, özellikle yabancılarının tamamını belli bir kalite standartına çekmeli ve teknik yönetim ise Türkiye'de modern futbolu en iyi algılayan hocaların başında gelen Ersun Yanal'ı dikkatle incelemeli bence. Gençlerbirliğinin Ersun Yanal ile Avrupada oynadığı maçları bir düşünün. Kadro kalitesi olarak Fenerbahçe ile asla mukayese edilemeyecek bir takıma nasıl bir futbol oynattığı ve aldığı neticeler tekrar hatırlanıp analiz edilmeli. Burada Ersun Yanal Fenerbahçe'nin başına gelmeli sonucuna varmak değil niyetim çünkü Türkiye'de hem medya hem de Fenerbahçe camiasının politik yapısı bunun için uygun değil. Fenerbahçe'de teknik direktörlük yapmak hem teknik hem de politik beceri gerektirmektedir. Bunu becererek uzun süre Fenerbahçe'nin başında kalabilen tek isim de Cristoph Daum'dur. Bunu eleştiri değil bir tespit olarak vurgulamak istiyorum.

Fenerbahçe, Avrupada kalesinde az pozisyon gören mücadeleci bir anlayışla ancak başarılı olabilir. Yenildiğinde 1-0 ve yendiğinde de 1-0 lık skorları, 0-0'lık beraberlikleri daha çok görmeye başladığımızda Fenerbahçe'nin oyun sistemi açısından doğru yönde ilerlediğini düşünmeye başlayabiliriz.

Gelelim Galatasaray-Fenerbahçe maçına; önceki yazımda Galatasaray'ın medya tarafından favori ilan edileceğini öne sürmüştüm. Milan hezimetinin de bu ortamın oluşmasını destekleyeceğini düşünürsek artık hiç şüphem kalmadı. Geçmiş yıllarda G.Saray-Fenerbahçe maçları özellikle de Avrupa kupası maçlarının ardından gelince çok ilginç sonuçlar doğurabiliyordu. Fenerbahçe'nin Sigma'ya açık farkla mağlup olması ve Galatasaray'ın E.Frankfurt'u iyi döneminde elemesinin hemen sonrasında yapılan Galatasaray-Fenerbahçe maçı A.Samiyen'de Fenerbahçe'nin 1-0'lık üstünlüğü ile kapanmıştı. Çoğu zaman olduğu gibi "Sürpriz" bir galibiyet almıştı Fenerbahçe. "Çoğu zaman olduğu gibi Sürpriz" tanımlamasını önceki yazımı okuyanlar anlayacaktır, okumayanlara ise okumalarını öneriyorum. Önümüzdeki Galatasaray-Fenerbahçe maçı öncesi oluşan tablonun tek farkı ise Galatasaray'ın Avrupa kulvarını erken terketmiş olması.

Bakalım bu kez sonuç nasıl olacak? Favorimi kazanacak yoksa çoğu kez olduğu gibi sürpriz mi?

6 Comments:

At 8:51 PM, Kasım 24, 2005, Blogger Don Quijote said...

Milan'ı yenmesi gereken Fenerbahçe, Anelka'yı hücumda tek başına bırakıp Hakan Şükür'ün milli takımda düştüğü durumda bıraktı. Bütün gol atma ümidi aşırtılan topların defanstan yanlışlıkla sekip Anelka'nın önüne düşmesini müteakip doğacak pozisyonlara bağlanmıştı. Defans zafiyeti ise Milan'a gol atılsa bile kalede bolca gol görülecek demek oluyordu. Bunlar önemli değil. Türk futbolu eski günlerine dönüyor, kötü olan bu. Niye hiç bir Türk takımı pres yapamaz? Haklarında çıkan abuk sabuk polemiklere rağmen Kore'deki milli takım ve GS'nin bir dönem üç beş futbolcusunun kişisel patlamaları mıydı Türk futbolunun sesini dünyaya duyuran? Başarının arkasında ne vardı, başarısızlığın arkasında ne var? 70 milyon nüfuslu bir ülke, bir kaç milyonluk bir ülkeden daha iyi furbolcuları, nasıl olur da yetiştiremez?

 
At 3:27 PM, Kasım 25, 2005, Anonymous İsimsiz said...

Maçın sonucu ortada gerek skor gerekse futbol olarak.Bu kadar hızlı bir forvetin karşısına olabileceğinin en ağır defansı çıktığındaki malum sonuç.Tuncay Şanlı'nın en şanssız günüydü bence.Tuncayın kişisel yeteneğini son noktasına kadar kullandığı,milan defansıdaki 4 oyuncuyu birbirine düğümleyen çalımlar attığı bu maçtan kötü sonuç alındı.Alınabilecek iyi bir sonuç belkide onu kahraman yapacaktı.Aklıma 2004 sezonunda interin evinde arsenale 5-1 yenildiği maç geldi aynı hatalar ve hemen hemen aynı sonuç.Bunun çok elzem bir durum olmadığı kanaatindeyin ancak türk futbolunun düşüş yaşıyor olması Almanya kapısının kapanmasının arkasından Fenerbahçe nin CL den elenmesi ,özellikle futboldan anlamayan sadece feberbahçeyi eleştirmek ve bi şekilde "işte bakın ben dedim bu takımdan hiç bişey olmaz" demek için yorum yapan spor yazarlarının haklı çıkması benim için üzücü.Ligde aldığı her başarılı sonucu abuk subuk nedenlere bağlayan hatta "büyü yapmışlar stada eşek dili gömmüşler" diyen bir spor medyasıyla boğuşan fenerbahçenin alacağı başarı eğer bu ülkedeki herkesi sevindirmiyor bir kısım insanı oldukça üzüyorsa,eğer başarılı olmasın diye diğer takımlar ittifak kuruyorsa,eğer başarılı olmasınlar diye bir spor medyası timi oluşturuluyorsa,ne futbolcu yetişir,ne milli takım başarılı nede türk takımları avrupada başarılı olur.Hakan Şükür'ü bağrına basan,Ersun Yanal'ı kovduran bu medya gücüyle uğraşmak zorunda olmadığımız bir gün,işte o gün başarısızlığımıza üzülebilip aldığımız başarıya sevinebilceğiz.

 
At 7:00 PM, Kasım 25, 2005, Blogger Şakir Sarı said...

Milan karşısında Anelka'nın hücumda yalnız kalması önemli bir sorundu ancak bu sorunun kaynağı yalnızca Daum'un tek forvet tercihi değildi. Hafızamızı kontrol ettiğimizde aynı takımla yapılan deplasman maçında Fenerbahçe'nin tek forvet olarak Anelka'yı tercih etmesinin büyük övgüler aldığını da görürüz. Deplasman maçı ile Ş.Saracoğlunda oynanan maç arasındaki asıl fark orada oldukça diri bir mücadele gösteren ve son anlarda mağlubiyeti getiren hatalara kadar ayakta kalabilen takım savunmasıydı. Orada canını dişine takan gücü yettiğince mücadele eden bir takım varken burada özgüveni eksik ve mücadele yoksunu bir Fenerbahçe izledik. Milan gibi forvetleri ve orta sahası güçlü bir takıma karşı 83.dakikaya kadar sarı kart görmemek başka nasıl izah edilir ki! Defans zaafiyetine gelince... Milan'ın açık farkla önde götürdüğü anlarda bile forveti, orta sahası ve defansıyla ortaya koyduğu takım savunmasını hep birlikte izledik. Bu arada Milan'ın İtalya'da defansif anlamda eleştiriler aldığını da düşünürsek bizim takım halinde hareket etme zaafımız daha da net bir şekilde ortaya çıkıyor. Türk futbolundaki gelişmenin devam etmesi için sadece takımların futbol kalitesini etüd etmek yeterli olmayacaktır. Türkiye'de futbol kültürünün gelişmesi futbol kalitesindeki gelişmenin en temel koşuludur. Stadyumları haftanın 7 günü yaşayan mekanlar olarak tasarlayabilir ve böylece seyirci profilini değiştirebilirsek, ekonomik açıdan güçlenen kulüpler istikrara ve dolayısıyla başarıya kavuşacaktır. Biletlerinin çoğunu kombine olarak satmayı başarabilen kulüpler ortaya çıktığında bir futbol ülkesi olan Türkiye bu anlamda önemli bir vizyona da kavuşacaktır. Neden görmezden gelindiğini anlayamadığımız Şükrü Saracoğlu Stadyumuna gelen seyirci tutumlarındaki önemli değişimin burada dikkatlice incelenmesi lazım. 70 milyon nüfuslu ülkemiz elbette daha iyi futbolcuları yetiştirebilir. Hatta bana göre şu anda da oldukça iyi futbolcularımız var. Üç büyüklerden herhangi bir takımın yerlilerini paf takımı oyuncuları ile birlikte ele alın. Bu futbolcular üzerinde en az 2 yıl başarısız olmayı göze alarak iyi bir teknik ekip ciddi bir çalışma yürütse inanıyorum ki dünyanın en başarılı milli takımlarından biri oluşturulabilir. Bizim futbol anlayışımızın en büyük sakatlığı eyyamcılıktır. Medya da yöneticiler de bugünün esiri olmayı bırakıp istikrarın önemini kavrarsa isviçre milli takımının kalitesinin üzerinde en az 10 milli takım oluşturacak potansiyel Türkiye'de var. Yıllardır başarılı olan genç milli takım futbolcularımızın eriyip gitmesindeki en önemli faktör de budur. Sabırla ve profesyonel bir yönetimle krizlerle savaşmayan hangi şirket büyük bir şirket olabilir! 6 ayda bir teknik direktör değiştirerek başarılı kulüp olabilen ya da başarılı takım olma özelliğini sürdürebilen bir takım var mıdır yeryüzünde? Ya da kalan 3 milli maçını kazanması için teknik direktör değiştiren başka bir ülke duydunuz mu siz?

 
At 6:08 PM, Ekim 13, 2006, Blogger Kelebeginpulları said...

ne sağcıyız ne solcu futbolcuyuz futbolcu demiş yazar.

 
At 9:58 PM, Temmuz 07, 2007, Anonymous müslüm said...

evet yıldız transferi yerine başarılı oyuncu genç oyuncu alsın

 
At 9:34 AM, Ağustos 25, 2007, Anonymous İsimsiz said...

BENCE MİLAN ÇOK KÖTÜ OYNADI FENERBAHCENİN ENİLMESİ DEFANSIN KÖTÜ OLMASIDI FB NİN DEFANS ALMA SI GEREKİYOR SİMDİ BİLE BİR TANEDE ORTA SAHA OYUNCUSU ALMASI GEREKİYOR
MESELA MANİSASPORDAKİ Lukas Zelanka
YI ALMASI GEREKİYOR

 

Yorum Gönder

<< Home

web statistic