Medyada Ezeli Rekabet!
Pazartesi akşamı elimde kumanda kanallar arasında gezinirken spor programlarını bölüm bölüm izleme fırsatım oldu. Sıradan bir olaydı futbol tartışılan programlarda takılıp kalmam benim için. Ancak bu kez sıradan olmayan hissettiklerimdi. Oldukça keyifsiz gelmişti o akşam spor programlarındaki tartışmalar. Bir karamsarlık ve matem havası vardı sanki spor kamuoyunda. Bunun nedenini düşündüğümde kendime göre bazı çıkarımlarım oldu.
Yine Fenerbahçenin ağırlık koyduğu bir lig ve yine matem. Türk futbolunun önemli bir düşüş yaşadığı, futbol dünyasının çirkinlikler içine hapsolduğu, federasyonun rezilliği, hakemlerin tarihinin en kötü günlerini yaşadığı konuşuluyordu. Mesut Yılmaz'ın Başbakan, Mehmet Ağar'ın İçişleri Bakanı ve Haluk Ulusoy'un Federasyon Başkanı olduğu dönemlerde tartışılmayan futbol etiğimiz bugünlerde ziyadesiyle gündem malzemesi oluyordu. Galatasaray'ın lige ağırlık koyduğu hiçbir sezonda tartışılmayanlar yine Fenerbahçe zirvedeyken tartışılmaya başlamıştı.
Sanem Altan'ın Levent Bıçakçı ile yaptığı röportajda Federasyon Başkanı Fenerbahçe lehine yapılan hakem hatalarının(!) seçime gidilmesinin nedenlerinden olduğunu itiraf ediyor! Bu yaklaşımın samimi olmadığı gibi marazi olduğu da aşikardır. Kimse, pozisyonlar hala tartışıldığı ve kimin lehine ya da aleyhine olduğu herhangi bir şekilde sabit olmadığı halde, hakemlerin Fenerbahçe aleyhine hakem hataları yapmaları sonucunu doğurabilecek açıklamaları federasyon başkanının neden yaptığını tartışmıyor. Şimdi, Fenerbahçe lehine hakem hataları olarak gündeme taşınan pozisyonları birlikte hatırlayalım ve Levent Bıçakçı ne kadar haklıymış görelim.
Konyaspor maçında Anelka'nın faulle ve/veya elle attığı gol, Nobre'nin Rize Maçında eliyle önüne alıp ardından attığı gol, Gaziantep maçında son dakika penaltısı ve son olarak da Volkan'ın cezasahasının dışında olduğu iddia edilen topa elle müdahalesi. Konyaspor maçındaki bariz hakem hatasının tartışılacak bir tarafı yok. Ancak aynı maçta söz konusu pozisyondan önce iki kez cezasahası çizgisinin hemen dışında verilmediği iddia edilen Fb lehine pozisyonlar ve cezasahası içinde net bir şekilde Anelka'nın yere indirilmesi neden unutuluyor!
Ç.Rize maçında Nobre'nin topu eliyle taşıdığını televizyonlarda izleyen bizler dahil olmak üzere ne Rizeli futbolcular ne de teknik heyeti görebildi. Pozisyona hiç bir itiraz olmadı. Pozisyon defalarca ve farklı açılardan gösterilince Nobre'nin topu eliyle taşıdığı ancak anlaşılabildi. Aynı maçta FB aleyhine verilen penaltının haksız olduğu ise bütün yorumcular tarafından kabul edilirken bugün tartışılmaya değer bulunmuyor. Unutulmamalı ki; FB yediği penaltı golü ile 1-0 yenik duruma düşmüştü Rize maçında. Hakem illa tartışılacaksa rakip futbolcuların bile göremediği bir pozisyondaki hatası ile değil verdiği penaltı kararı ile tartışılmalı.
Gelelim G. Antep maçına; çıplak gözle izlediğim maçlardan biriydi FB-G.Antep maçı. Maçın sonuna kadar sayısız fırsattan yararlanamayan bir Fenerbahçe ve oyunu kendi sahasında kabul eden ve iyi de mücadele eden bir G.Antep vardı o gün sahada. Maçın sonu gelmiş ve artık FB'nin sahasında 2 puan kaybettiği tribünlerce de neredeyse kabul edilmişti. Derken o konuşulan pozisyon geldi. G.Antep'li futbolcu oldukça gereksizce Alex'in üzerine doğru dengesiz bir şekilde geliyor ve rakibini yere indiriyordu. Alex'in açısı dardı, topla hareketli değildi, topu kontrolüne alma çabası içindeydi, G. Antep'li futbolcu acemice davranarak rakibine penaltı yapmıştı. Tribünlerde maçı izlerken oluşan bu düşüncenin doğruluğunu, aynı akşam televizyonlarda maç özetini izlerken de gördüm. Bir G. Antep'li ya da G.Saray'lı olarak "tüh be! ne gerek vardı orada penaltı yapmaya!" diyebilirsiniz ama penaltı değildi asla! Volkan'ın Erciyes maçında yaptığı elle müdahaleye gelince; Volkan, cezasahası içinde topa elle müdahale ediyor. Bu müdahale 1 saniyeye yakın sürüyor. Tartışılan müdahalenin bir kısmının cezasahası dışında olma iddiası. Hakemler için dünyanın neresinde olursa olsun çözülmesi çok zor olan bir pozisyon. Futbol tarihinde tartışması sürecek pozisyonlardan biri. Bir hakemi böylesi güç bir pozisyonda kasıtla itham etmek ne kadar mantıklı olur buna siz karar verin!
Ve Fenerbahçe'nin spor basınımızca tartışılmayan(nedense) pozisyonlarından bir kaçını hatırlayalım. Seyircisiz oynanan ve 2-2 beraberlikle biten Diyarbakır maçında Diyarbakırlı oyuncu FB yarı alanının solunda cezasahasına girerken topu kontrolünde tutan Serkan'ı arkadan iterek yere düşürüyor, (hakem faulü vermiyor) ve boşta kalan topu cezasahasında boş pozisyonda bulunan D.Bakırlı futbolcuya çıkarıyor ve skor 2-0 oluyor. O dakikalardan sonra atılan 2 gol ancak beraberliğe yetiyor. FB-BJK maçında FB 1-0 üstün durumda iken BJK'li bir futbolcu Nobre'yi gole giderken düşürüyor ve hakem devam diyor. Futbol kuralları çerçevesinde Faul ve kırmızı kartla cezalandırılması gereken pozisyon es geçiliyor. FB-Kayseri maçında FB'nin, yorumcuların 1 tanesini tartışmasız penaltı olarak nitelendirdiği, 3 penaltı pozisyonu es geçiliyor ve ancak 75.dakikada Alex'in frikik golüyle FB öne geçiyor ve ardından skoru 3-0'a getiriyor. Yine tartışılan FB-Trabzon maçında Fatih'in penaltısının verilmediği söylenirken TS cezasahası içinde iki kez, birbirine benzer pozisyonlarda, Nobre'nin topa vurmak üzere iken itilerek engellenmesi ve TS cezasahası çizgisinin hemen dışında verilmeyen iki net serbest vuruş pas geçiliyor.
Gelelim, ne hikmetse, gündeme hiç getirilmeyen G.Saray lehine hakem hatalarına. Deplasmanda oynanan Ankaragücü maçının son saniyelerinde Ümit Karan'ın kaleciyi faullü olarak yere indirdikten sonra(bu konuyu MHK Başkanı bizzat ifade etti) golü atıyor ve G.Saray bu golle üç puana ulaşıyor. Ç.Rize deplasmanında Altan cezasahasında depar halindeki Rize'li futbolcuyu arkadan net bir şekilde itiyor ancak hakem penaltıya hükmetmiyor.(Ahmet Çakar bu pozisyon için; bu pozisyonu başka açıdan izlemeye falan hiç gerek yok bariz penaltı demişti.) Ve G.Saray sahadan galibiyetle ayrılıyor. Ankaraspor deplasmanında Ümit Karan, önündeki defans oyuncusunu iki eliyle iterek yere düşürüyor ve dolayısıyla top önüne düşüyor, 3 metreden topu ağlara gönderiyor. Ve G.Saray maçtan 2-1'lik galibiyetle ayrılıyor.
Beşiktaş maçında GS 2-1 mağlupken rakip cezasahası içinde İbrahim Toraman ile mücadelesinde rakibinin faulle karışık markajına tekme, küfür ve boyunduruk ile karşılık veriyor. Futbol kurallarına göre İbrahim'in sarı Ümit Karan'ın ise kırmızı kart görmesi gerekiyor. Ancak karar iki futbolcuya da sarı kart. Pozisyondan iki dakika sonra Ümit Karan İliç'e asist yapıyor, skor 2-2 ye geliyor ve bir dakika sonra da 3-2 Galatasaray öne geçiyor. Gollerin geldiği dakikalarda İbrahim Akın'ın sakatlığı var, 4. hakem oyuncu değişikliğine izin vermiyor ve 10 kişiyle oynadığı dakikalarda BJK iki gol yiyor. Ve yine yorumcuların birleştiği bir konu; G.Saray'a birisi kırmızıya dönmesi gereken 3 sarı kartın gösterilmemesi. Özellikle Song'un birisi K.Erciyes deplasmanı olmak üzere en az 3 maçta yaptığı doğrudan kırmızı kartlık pozisyonlar ise zaten çoktan unutulmuş durumda.
Fenerbahçe ile ilgili yapılan hiç bir tartışmada olumlu özellikler öne çıkarılmazken olumsuz gelişmeler ekseninde gündem oluşturuluyor. Fenerbahçe'nin tesisleşme yönündeki inkar edilemez çalışmalarını, önceleri yıldız çöplüğü olarak nitelenmesine neden olan yaşlı futbolcuları transfer etme politikasından vaz geçerek ve riskleri göze olarak ümit milli futbolcuları uzun vadeli politikalar güderek transfer etmesi(serkan, deniz, önder turacı, selçuk, kemal, mehmet yozgatlı, tuncay, volkan, servet, kaleci serdar), yabancı transferlerinde kalitesi tartışılmayan genç isimleri transfer etme yoluna gitmesi(anelka, appiah), 3 yıldır kondisyonu en yüksek takım olma özelliğini sürdürmesini sağlayan teknik ekiple bütün eleştirilere rağmen istikrar adına birlikte çalışmaya devam etmesi, 2 yıl Türkiye liginde şampiyon olduktan sonra 3. yılında şu ana kadar 16 maçta 13 galibiyet ve 3 beraberlik alarak lig tarihinin en iyi dönemini yaşaması(bu maçların içinde BJK ve GS deplasmanlarında alınan galibiyetler de var) konuşulmuyor ancak Avrupadaki performansı ve ligde lehine gerçekleşmiş bazı hakem hataları gündemden hiç düşürülmüyor.
Daha önce bir yazımda da belirttiğim gibi medyada gündem oluşturmada bir taraf oldukça mahir. BJK ve TS'nin erken koptuğu ve FB-GS mücadeleleriyle geçen bütün sezonlarda olduğu gibi bu sezonda da tarihinin en kötü dönemini yaşamasına rağmen Galatasaray lobisi medyada ağırlığını hissettiriyor. Çoğunluğu eski GS'li futbolculardan oluşan yorumcu taifesinin Daum'un başarısız olduğunu öne sürerek gönderilmesini istemelerinin gerçek nedenini medyanın bütün yönlendirmelerinden sıyrılarak berrak bir zihinle lütfen düşünün! Önemli olan Avrupa'da başarı olmak sloganını, Fenerbahçe'nin Avrupa'da başarılı olmasını gerçekten istedikleri için mi yoksa yükselme trendinden olan ezeli rakiplerinin yine karışık bir döneme girmesini istedikleri için mi ısrarla dillendiriyorlar?
Bir taraf elindeki Ribery gibi kaliteli bir futbolcuyu parasını ödeyemediği için elinden kaçırırken diğer taraf Anelka ve Appiah gibi dünya starlarını kadrosuna dahil ediyor, yine bir taraf 1997 den beri stad yapacağız diye taraftarına söz verip sözünü yerine getiremezken diğer taraf ülkenin en modern stadını taraftarına sunuyor. Ve bütün bu somut göstergelere rağmen gündem doğruları yapan tarafın aleyhine oluşturuluyor.
Medya, sporun bir eğlence olduğunun farkına varmalı! Doğruyu alkışlayıp, yanlışı yermeli, kimin tarafından yapılırsa yapılsın! Ve sporseverlerin, en azından takımları başarılı olduğunda, sevinme ve takımlarını destekleme hakkına saygı duymalı!
Galatasaray'ın UEFA kupasını almasını ve ligde üst üste 4 sene Şampiyon olmasını sağlayan başlıca faktör sportif anlamda doğruları ve istikrarı ısrarla sürdürmesiydi. Galatasaray'ın başarılı sürecinin özellikle son 2 yılında oynadığı futboldan zevk almıştık. Ancak medya da bunu engelleyecek karamsar bir havanın oluşturulduğunu da hiç hatırlamıyorum. BJK'nin 100. yılında şampiyon olduğunda da bu durum geçerli. Bu anlayışı sırf rakip olduğu için Fenerbahçe'den esirgemek en hafif tabirle haksızlık olacaktır.
Lütfen öncelikle rakiplerimize saygı duyma konusunda ve spor anlayışımızda sınıf atlamayı hedefliyelim! Stadlarımızı gerçek futbolseverlerle doldurmanın başka bir yolu yok çünkü!

4 Comments:
Yazınızdaki her noktaya kelimesi kelimesine katılıyorum. Medya mensupları içinde tarafgirlik yapılıyor olması normaldir. Herkes tuttuğu takımın başarısını, rakip takımın başarısızlığını (ölçüyü kaçırmamak kaydıyla)isteyebilir. Ancak son dönem Türkiyede garip olan şu, siz lobi diyorsunuz ya yazınızda, FB'nin hiç lobisi yok mu ne? FB mensubu (ciddi) gazeteci, köşe yazarı, TV yorumcusu yok mudur? Spor adamı olup hayatını bu işe adamış FB'li medya mesubu yok mudur? Hakem hataları konusunda tarafsız gözle bakıldığında FB'nin lehine olduğunu söylemek mümkün değil. Her takımın başına gelebiliyor. Bahsedildiği kadar da anormal bir durum yok kanımca. Mesela tartışmalı pozisyonların değerlendirildiği yorumcular içinde bu adam FB lehine konuşur diyebileceğiniz bir tek kişi var mıdır?
sizin de söylediğiniz gibi tarafgirlik normal. ancak yanlış olan "biz Avrupa'da Fenerbahçe'nin başarılı olmasını istiyoruz" diyerek aslında bütünüyle başarısız olacağı bir ortama FB'yi sürüklemeye çalışmak. Samimiyetsiz davranışlarla FB taraftarı kışkırtılarak yeniden bir kaos ortamı yaratılmak isteniyor. 1974-75 sezonundan bu yana ilk kez FB iki yıl üst üste şampiyon olmuş ve tarihinde ilk kez 3 yıl üst üste şampiyon olmaya doğru hızla yol alıyor. Ve bunu Avrupanın önemli kulüplerinden bir çoğunun yaş ortalamasının altında genç bir ekiple başarıyor. Tomas yerine Önder Turacı'da ya da Servet de ısrar etmek cesarettir. Bu cesareti Fenerbahçe ortaya koymaktadır. Önceleri Türkiye'ye ve özellikle Fenerbahçe'ye Avrupanın çaptan düşmüş futbolcuları transfer edilirken şimdi kaliteli ve genç yabancı oyuncular ciddi bedellerle transfer ediliyor. Türkiye'de defansif ortasaha futbolcusuna 8,5 milyon euro verebilecek kaç takım var? Appiah'ın ligdeki performansı bile İtalyan medyasında konuşuluyor. Fenerbahçe Şampiyonlar liginde çeyrek finale bile çıksaydı neden şampiyon olamadı diye eliştirilecekti aynı odaklar tarafından. Fenerbahçe'li yorumcular her zaman olduğu gibi bir takım hesapların içinde olma yanlışından maalesef kurtulamadılar. Belki bir çoğunun aklında teknik direktör arkadaşlarını takımın başında görmek var. Ve istedikleri futbolcuları fahiş bedellerle FB'ye transfer ettirdikleri günleri özlüyorlar. Galatasaray'da var olan cemaat kültürü ise kulübe zarar verici bu denli girişimleri engelliyor. Galatasaraylı yorumcular böyle bir hesap güttüklerinde dışlanacaklarını çok iyi biliyorlar.
Kendilerini bütün takımların üstünde gören Türk futbolunun gelişimi ile ilgili projeler öne süren yazarların samimiyetsizliği asıl sorun bence. Çünkü malesef bu duruma inandırdıkları önemli bir zümre var. Eğer gerçekten samimilerse Fenerbahçe'nin kaydettiği aşamaları takdirle karşılayıp diğer kulüpleri de bu yola teşvik etmeleri gerekir. Fenerbahçe'nin tesisleşmedeki başarıları, Fenerium'un önemli bir marka haline gelmesi, yıllardır özlem duyduğumuz centilmenliğin Şükrü Saracoğlu'nda yeniden ortaya çıkışı, futbolun gelişmesi için önemli bir gereklilik olan kombine bilet satışı uygulamasının Ş.Saracoğlu'nda ciddi oranlara ulaşması sadece Fenerbahçe için değil Türk futbolu için önemli bir gelişmedir. Bunu örnek göstermek yerine taraftarı olduğu kulübün seviyesine FB'yi çekmeye çalışmak Türk futboluna ihanettir. Bu girişimlerin başarılı olduğunu düşünürsek hem FB zarar görecek, aşama yapması gerekmediği için diğer kulüplerdeki gelişim hızı yavaşlayacak ve dolayısıyla Türk futbolu zarar görecektir. Doğru olan ise takdir etmek ve aynı yolda ilerlemektir. GS'nin de 55.000 kişilik stadyumu olsa kazançlı çıkan Türk futbolu olmaz mı! Ya da Fenerbahçe ile aynı kalitede transferler yapabilse! Milyonlarca taraftar güç demektir. Eğer başarılı projeler ortaya konabilirse finansman için başka hiç bir kapı aramaya gerek kalmayacaktır. Bunu başarabilen bir kulüp ortaya çıkmışsa yapılacak şey onu örnek almak ya da daha büyük projelerle onun bir adım önüne geçmeye çalışmaktır.
I'm sorry. Perhaps my post is not 100% related to the topic on hand..
But, I'm very happy to see there is a blog dedicated to Turkish Football.
Ben cok mutlu cunku sizin site var.
Ben Besiktas taraftar. Ama bu sene cok kotu.
Bence Ailton ve Kleverson git ! Cunku bu oyuncular iyi degil.
Tesekkur senin blog icin,
Suleyman
http://suleyman.blog.com
My name is Rui and I want to create a worldwide football blog. I write for www.footballcommentator.blogspot.com and i also have my own blog (opinioespublicas.blogspot.com), in which i write in my own language, the portuguese.
I have already spoken to some people and I already have a spanish and a canadian bloggers to come and start the project with me. I wanted to create a blog in which there would be one person from each of as many countries as it gets. I'm writing to you because I read your blog and I found it interesting. In the blog each one would talk about his own football championship and there would be a great exchange of information that, for example, the newspapers can't give us. I'm a journalism student here in Portugal at Universidade do Minho.
If you are interested just answer back here ruirocha_@hotmail.com. If you're not ignore this or, if you know anyone from your country or other country who might get in this please tell me his e-mail or weblog/site. If you wanna come to the blog you gotta know english (at least what it takes for you to express yourself correctly).
Take care
From Portugal,
Rui Rocha
Yorum Gönder
<< Home